Ana içeriğe atla

DOĞU YÜCEL RÖPORTAJI

Doğu Yücel kimdir, yazar kimliğinin dışında nasıl biridir, bize biraz kendinizi anlatır mısınız?
1977’de doğdum. Çocukluğum ve gençliğim İzmir’de geçti. Son 14 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Müzik yazıları ve öyküler yazıyorum. 2 romanım ve 1 öykü kitabım var. 2 tane de senaryom var.

Yazar olmanızda etkili olan unsurlar nelerdir?
Çocukluğumda başladı her şey. Videocuya gidip film kiralamayı çok seviyorduk ailecek. Sevdiğim filmlere benzer hikâyeler düşlüyordum. Okuma yazmayı öğrenince bu hikâyeleri yazmaya başladım. En başta, süper kahraman filmleri veya çizgi romanlarına öykündüğüm, sıradan ve aşırı çocuksu öykülerdi bunlar. Zamanla, bilimkurgu, gotik edebiyat, büyülü gerçekçilik gibi edebiyat akımlarıyla tanıştıktan sonra öykülerim farklı şekillere bürünmeye başladı.

Durmadan belirli belirsiz aynı sorular souruluyor "yazar olmasaydınız ne olurdunuz?"diye biz size şu şeklide sormak istiyoruz;dünya dışında hangi gezegende yazar olsaydınız veya olmasaydınız ne olurdunuz?
Yaşanabilir herhangi bir gezegenee hemen taşınabilirim. Küçüklüğümden beri merak etmişimdir. Her yıldız kaydığında (aslında meteorun atmosferde bıraktığı izdir bu) içimden dilediğim dilek bir uçan dairenin alıp beni götürmesiydi. Orada hangi meslekle ilgilenmek mi isterim? Dürüst olmak gerekirse, ne iş olsa yaparım

Neden fantastik?
Dertlerimi, hislerimi, ikilemlerimi, hayallerimi ve dünyaya dair itirazlarımı en iyi bu tarzla dile getirebildiğim için.

Doğu Yücel'in iç dünyası nasıl?
Karmakarışık. Yani herkesten farklı değil. Sadece bu kaosu yatıştırmaya, düzenli hale getirmeye çalışmıyorum. Bu kaostan besleniyorum.

Doğu Yücel,yazarken iç dünyası iile barışık bir şekilde mi yazar yoksa tamamen dışa dönük müdür?
Kendimle barışığım ama dediğim gibi iç dünyam biraz karışık. Ama karakterim dışa dönük değil bence. İçine kapanık bir yapıya sahibim. Kalabalıkta, sosyal ortamlarda konuşmayı sevmem. Paniklerim. En mutlu olduğum yer çalışma masam.

Kitaplar filmlere uyarlanırken birçok değişikliğe uğruyor. Bu konuya nasıl bir eleştiri getirmektesiniz?
Çok iyi edebiyat uyarlamaları var aslında. En çok sevdiğim bazı filmler edebiyat uyarlamalarıdır. Mesela “Şeytanın Avukatı” ve “Esaretin Bedeli”. “Şeytanın Avukatı”nın romanı gayet sığ bir bestseller’dır ama filmi müthiştir. “Esaretin Bedeli” de Stephen King’in uzun bir öyküsünden uyarlamadır, öykü filmi kadar derinlikli değildir. Fakat genele bakacak olursak romanlar film uyarlamalarından daha derindir. Bu da normal. Tamamen iki sanat dalı, sinema ve edebiyat. Kendine özgü kuralları var. Bence burada önemli olan, her iki dalda ortaya konan ürünlerin bu iki sanattan da etkilenmesi gerektiğidir. Yani sinematografik tarafı olmayan bir roman veya edebi tarafı olmayan bir film eksik yapıtlardır. Bence tabii…

Günümüz modern edebiyatı ile 20.yy edebiyatları arasında ne tür bir farklılık görüyorsunuz?
Eskisi gibi güçlü romanlar çıkmıyor artık. Roman sanatı bir nevi tıkanıklık yaşıyor. Ama istisnalar da var. Bence en büyük fark, üretim metodunda. 20.yüzyıl edebiyatı dolma kalemle ve daktiloyla yazılan eserlerden mürekkeptir. Artık çoğunluk bilgisayarla yazıyor. Bu metoda kötü veya ruhsuz demiyorum ama bir fark olduğu ortada. Kalemle yazarken, yazdığınız her cümle üzerinde daha çok düşünürken bilgisayarda onu rahatlıkla silebileceğinizi aklınızın bir köşesinde tutarak yazarsınız. Bu bile önemli bir fark yaratıyor olabilir. Tabii bu metot zamanla edebiyatın gelişimine de yardımcı olabilir.

Yeni projeler var mı?
Yeni öykü kitabım üzerinde çalışıyorum. İstanbul Kitap Fuarı’nda yayımlanması için çalışmalarımı hızlandırdım ama ne zaman biterse o zaman… Kendimi bir takvimle sınırlandırmak istemiyorum.

Her yazar kendine göre farklı bir dünyada yazar, siz nasıl yazıyorsunuz?
Çok özel bir durum yok. Çalışma masamda, 10 sene önce aldığım, her an çökecekmiş gibi duran Datron marka laptopumla yazıyorum. Taslaklarımı ve fikirlerimi kalemle yazıyorum, sonra laptopta temize geçiriyorum. Sonra defalarca öykülerin üzerinden geçerek onları son hallerine getirmeye çalışıyorum. Yazarken müzik dinlemeyi seviyorum ama bazı öyküler sessizlik istiyor.

Yazarken aklınıza takılan "bu kahraman neden burada?" gibi sorular oluyor mu?
Öykülerimi mümkün olduğunca doğal akışına bırakmaya çalışıyorum. Yani aslında öykünün temelini oluşturduktan sonra iş benden çıkıyor. Karakterler ve olaylar kendileri öyküyü şekillendirmeye başlıyor. Ben öykünün matematiği ve üslubu üzerine daha çok kafa patlatıyorum.

Yazarken kahramanınız kısa sürede ölüyorsa o eserinizi yırtıp atar mısınız?
Hayır, eğer ölmesi gerekiyorsa ölür. Ama bugüne kadar öykü gereği çok az karakterime kıyabilmişimdir.

Gerçek bir yazar nasıl olmalıdır?
Hikâye anlatıcısı misyonuna sahip, toplumsal olaylara duyarlı, okurlarıyla ilişkisini bir şekilde kurabilen, hayatını öykülerine adayan… Gerçek değil de, benim için şu anda, “ideal yazar” böyle bir şey.

Gerçekler mi,kurgular mı?Hangisi bir yazarın eserini olumlu etkiler?
İkisi de. Eskiden kurguların öykülerimi daha çok etkilediğini düşünürdüm. O zamanlar hayatı yeterince keşfetmemişim.

Kurgusal eserlerde gerçeklik aranmalı mıdır?
Kesinlikle. Bir deyiş vardır ya, kurgu ile hayat arasındaki en büyük fark kurgunun bir mantığı olması gerektiğidir, gibi. Kimin söylediğini unuttum. Hayat, çoğu zaman kurgudan çok daha saçmadır. İyi bir kurgunun kendi içindeki tutarlılığının ve inandırıcılığının çok daha sağlam olması gerekir. Yoksa okur öyküye inanmaz.

Sosyal bilimler lisesleri hakkında düşünceleriniz nelerdir?
En az fen bilimleri kadar önemlidir sosyal bilimler. Özellikle sosyal yapısı Türkiye gibi kaotik ülkelerde çok daha önemli… Ama bence hiç kimse kendini “sosyal bilimler”de okuyorum diyerek diğer kulvarı dışlamamalı. Halen daha lisedeyken Türkçe-Matematik’çi olup fen bilimleri üzerine doğru düzgün bir eğitim almadığım için pişmanlık duyarım. Eğer fenci olsaydım da, sinema veya sosyal bilimler okumadığım için üzülürdüm. Bence kitap ve dergilerle tüm meraklı olduğumuz ve ihtiyaç duyduğumuz konular üzerine okumalar yapmalıyız.

Röportajı kabul ettiğiniz için teşekkürler.
Ben teşekkür ederim… Sevgiler…


RÖPORTAJ:AHMET FARUK YILDIZ

twitter.com/afarukyildiz

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye’nin Yeni Starı DAMLA EKMEKÇİOĞLU ile Röportaj

Son zamanlarda sosyal medya platformlarında adından sıkça söz ettiren,kadınlığın Nirvana'sı, güzelliğiyle erkeklerin aklını başından alan,clubların aranan DJ’i. Periscope, instagram, snapchat ve twitter’da oldukça popüler olan, ilk filmi “Türk Lokumu” ile büyük ses getirecek olan, Türkiye’nin yeni starı Damla Ekmekçioğlu hayatını ve yeni projelerini anlattı.

Öncelikle Damla Ekmekçioğlu kimdir? 31 yaşındayım. İstanbul’da doğdum. 2 üniversite bitirdim. Biri Almanya’da diğeri burada. 2008’den beri yine İstanbul’dayım.
Instagram ve periscope da büyük bir hayran kitlen var. İnsanları sana çeken şey ne? Periscope açtığımda fenomen olma gibi bir amacım yoktu ama eğlenceli yayınlarım, samimiyetim ve fiziksel özelliklerim takipçi sayımın artmasına sebep oldu. Bu etkileşim İnstagram’a da yansıdı. Koyduğum resim ve videolar da buna destek olup sayısının artmasına yardımcı oldu.
Bu büyük hayran kitlesinin yanında bir de sana karşı olanlar var. Bunlar kim, nereden çıktı, senin gibi saf ve temiz bir…

Bir Victoria's Secret Fashion Show Dramı

Yeni yıl, yeni umutlar ve en önemlisi de Victoria's secret fashion show.
***
Saat 20.00'den beridir annem ve babamın bir yerlere gitmesini veya erkenden uyumusanı istiyorum. Fakat iki arzum da gerçekleşmiyor. Annem büyük bir mutluluk ve heyecanla yılbaşını beklerken, babam bıyıklarına ve saçına düşecek olası aklardan dolayı geceyi gergin ve mutsuz geçiriyor. Annem birkaç defa dışarı çıkma önerisinde bulunsa da babamın inadı galip geliyor ve önce yemek, ardından tatlı-çay ve son olarak da meyve ile saat 23.00'ü buluyoruz.
***
Gözlerimin altı şişmiş bir biçimde tüm yıl beklediğim victoria's secret ateşi beni sarmış durumda. 10 dakikada bir annem ve babama uykunun önemini anlatan vaazlar veriyorum ve fakat tık yok. Babam koltukta, annem kanepede ve sonunda gözleri üst üste gidiyor derken kanalı değiştirmemle ikisinin gözleri de aynı anda açılıveriyor.
***
"Kaç saniye kaldı lan?"
Bu sözle içimi büyük bir umut kaplıyor. Lan hayır yeni yıldan dolayı değil. Annem i…

GÜNLERİN DÖKTÜRDÜĞÜ

GÜNLERİN DÖKTÜRDÜĞÜ
Bir ev kadınının deşarj olabileceği iki etkinlik vardır:
Birincisi terlik fırlatmak, diğeri ise kısır günlerinde örgüler ve danteller ile dert yanmak.
Günün büyük bir bölümünü evle uğraşarak geçiren bir ev kadını haftanın o malum gününü iple çekmektedir. O malum gün gelince Leopar desenli kuyumcu çantasına konmuş örgü şişleri ve yün ip yumaklarını taşıyan uzun etekli, kendi terliğini kendi taşıyan, oğluna kız arayan, yemek tarifi alıp veren, onu bunu eleştiren dostlarının arasına karışacaktır. Tıpkı bir tarikat gibidir. Kanlı kadeh yoktur belki ama limonlu çay günün en çok tercih edilen içeçeğidir. ***
Güne gitmeyen ev kadınının ilgisini çeken ve hayallerini süsleyen bu etkinlik gergin ilişkiler için bir amtidepresan görevi görür. Yeni geleni yadırgamayan 30 yaş üstü ev kadınları aralarına katılacak olan yeni üyenin ilk kısırına göre nihai kararını verir. Kabul edilirse limonlu çay ikram edilerek kutsanır ve ilk dert yanma gerçekleşir.
***
Ayrıca bu günler büyük …